Gerçek'le Karşılaşma: Bring Them Down Üzerine Psikanalitik Bir İnceleme
- tugbacerendeniiz
- 15 Eyl 2025
- 5 dakikada okunur

Bring Them Down filmi, günümüz İrlanda kırsalında geçen, iki düşman çiftçi ailesinin gerilimli hikâyesini anlatmaktadır. Film, basit bir aileler arası çatışma öyküsünün ötesinde, öznenin kimliğinin ve eylemlerinin travmatik bir geçmiş ve sembolik bir otoritenin acımasız talepleri tarafından nasıl şekillendirildiğine dair derin bir psikanalitik malzeme sunar. Hikâyenin merkezinde, geçmişte yaşadığı korkunç bir kaza yüzünden izole bir hayat süren Michael bulunmaktadır. Yıllar önce, ailesinden ayrılacağını söyleyen annesine öfkelenerek neden olduğu bu araba kazası, annesinin ölümüne ve o zamanki kız arkadaşı Caroline'ın ağır yaralanmasına yol açmıştır. Bu kaza, yalnızca kişisel bir suçluluk hikâyesi değil, Lacancı anlamda öznenin yaşamına sızan bir “Gerçek”tir —sembolik ve imgesel bağlamda anlatılamayan, ham travmatik bir olay. Bu yazı, Lacancı psikanalizin kavramlarından yararlanarak öznenin Öteki ile ilişkisi etrafında dolanacak, Lacan’ın İmgesel, Simgesel ve Gerçek olarak adlandırdığı üç düzeyin özne için nasıl işlediğini ve nerelerde işlevini yitirdiğini ele almaya çalışacaktır.

Filmin ana karakteri Michael, film boyunca çobanlığını yaptığı sürüsüne olan bağlılığıyla ön plana çıkar. Onun için koyunlar yalnızca bir geçim kaynağı değil, yaşamını anlamlı kılan bir nevi bütünlük illüzyonudur. Bu durum, Lacan’ın İmgesel adını verdiği alanla ilgilidir: öznenin kendisini tamamlanmış bir varlık gibi kurguladığı, kırılgan ama rahatlatıcı bir yanılsama. Michael'ın koyun sürüsüne duyduğu bu bağlılık, travma sonrası kontrol ve uyum duygularını onaran bir baş etme çabasını ifade eder gibidir. Sürü, onu babasının temsil ettiği Simgesel düzenin acımasız emirlerinden kaçmasına hem bir olanak sağlar hem de onu bu emirlere daha çok bağlar. Michael'ın çobanlık rolü, aslında babasının —Lacancı bir deyişle Büyük Öteki'nin— emrine boyun eğişinin bir göstergesidir; filmdeki karakterler, yönetmen Christopher Andrews'in de belirttiği gibi, "atalarına saygı duyarak" geriye bakmaktadır ve geçmişi korumaktadır. Michael'ın çobanlık yapması, onun hem aile yasasının yüklediği sorumluluklara boyun eğdiğini hem de insan ilişkilerinin karmaşık ve zorlayıcı Simgesel dünyasının aksine basit ve sözsüz bir alanda kalmayı tercih ettiğini gösterir. Sürüsüyle olan bu dilsiz ilişki, Michael'ın bütünlük yanılsamasını yeniden inşa etmeye çalıştığı bir İmgesel geri çekilme olarak değerlendirilebilir.
Öteki’nden hem kaçışın hem de gün geçtikçe daha da onun boyundurluğu altına girişin oluşturduğu bu dualite, Michael'ın babasının isteği hilafına sürüsünü tepeden aşağı indirdiği sahnede belirginleşir. Bu eylem, onun Büyük Öteki'nin arzusuna tam olarak boyun eğmediğinin ve kendi öznelliğini ortaya koymaya başladığının bir işaretidir. Dolayısıyla, koyunlara çobanlık etmesi, hem bir itaat hem de Michael'ın travmatik geçmişinden kaçışını ve kişisel bir alan yaratma çabasını yansıtan karmaşık bir eylemdir.
Ray bu noktada kilit figürdür. Tekerlekli sandalyeye mahkûm ama sürekli emir veren bir baba olarak Ray, Lacancı teoride “Büyük Öteki”nin bir yansımasıdır (Lacan Büyük Öteki’den bahsederken ilk harfi büyük olacak şekilde, Öteki, olarak yazmıştır. Öteki, özneye kimlik ve tanınma sağlar; ancak aynı zamanda bir fantezi ve kısıtlayıcı bir yasa olarak da işlev görür. O, bireyin üzerinde varsayılan yasa ve otoritedir; simgesele aittir; özne onun bakışı altında eylemlerini düzenler).
Žižek, How to Read Lacan’da şöyle söylemiştir:
“Simgesel düzen, her konuşan varlığın ikinci doğasıdır: Buradadır, eylemlerimi yönlendirir ve denetler; ben adeta onun içinde yüzerim, fakat buna rağmen o nihayetinde kavranılamaz olarak kalır ve onu hiçbir zaman tam anlamıyla önüme alıp bütünüyle kavrayamam.”
Bu ifade, Michael’ın içinden geçtiği durumu özetler: o, Simgesel’in içinde yüzen bir özne olarak hareket ederken Simgesel’in kendisini asla tam olarak elde edememekte, onun boşluğunu sezmekle birlikte ona itaat etmektedir.



